Home / KEŞFET / DÜNDEN BUGÜNE İZMİR / DÜNDEN BUGÜNE İZMİR
İzmir’den görüntü

DÜNDEN BUGÜNE İZMİR

XIX.yy’da İzmir Sancağı’nda temel sanayi dallarından biri  halı dokumacılığıydı.İzmir yöresi özellikle halıcılığının gelişmesine uygundu.Bunun başlıca nedenleri, halıcılığın lonca denetiminden uzak ve üretiminin dışsatıma yönelik olması, çok fazla bir beceri istememesiydi.Geleneksel olarak halıcılık, köylülerin, ek gelir sağlamak için yeğledikleri bir ev içi üretim dalıydı.

Bütün bu gelişmeler olurken İzmir’in kalbi Kemeraltı idi.Kemeraltı İzmir ve yöresinin alım ve satım merkeziydi.Tüketicinin giyimini karşılayan abacıların % 40’ının odun pazarında, % 25’nin diğer çarşılarda yerleştiği, doğudan gelen kumaşların ve malların % 40’a yakın bir kısmının Çakı Bedesteni, % 30’a yakın bir kısmının ise Kızlarağası Hanı’nda, sim ve ipekçilerin tümünün Hisar camii çevresinde faaliyette bulundukları anlaşılmaktadır.Çarşaf ve benzeri kumaşlar Çuha Bedesteninde yoğunlukla pazarlanmaktaydı.

19’yy’da Anafartalar caddesinin kuzey ve güney yönünde eski hanların, bedestenin yoğun bir şekilde yer aldığı bölge, daha çok yerli halka orta ve düşük gelirli ailelere hitap eden ticari kullanışlara ve el sanatı aktivitelerine ayrılmıştı.Demirciler, kömürcüler, çiviciler, baharatçılar, saman pazarı gibi adlar taşıyan ve gerçekten de bu aktiviteleri barındıran sokaklar, bir anlamda çeşitli iş kollarının fiziki mekanda gruplanmaları olayını yansıtmaktaydı.

Ali Paşa Meydanı – Kemeraltı

İzmir’de pamuk işleme sanayi yüzyılın ikinci yarısında gelişmeye başladı.1860’ların başında pamuk temizleme ve balyalama işlemleri ilkel yöntemlerle yapılıyordu.Su olan alanlarda su değirmenleri, olmayan yerlerde de çekim hayvanlarının çalıştırdığı ilkel çırçır makinelerinden yararlanılıyordu.Pamuk işleme sanayindeki geri teknolojinin dışsatıma verdiği zararları tümüyle ortadan kaldırmak amacıyla 1863’te J.B. Gout ve J.Alurich adlı 2 İngiliz tüccar çalışmalara başladılar.

Eski İzmir (Bu resim İsrail uyruklu ve İsrail’e yerleşen David Westenberg tarafından İsrail’den gönderilmiştir)
Yukardaki resmin devamı…

1847’de, “Şark Kâğıthanesi” adıyla bir kâğıt fabrikası işletmeye açıldı.Fabrikanın imtiyazını 15 yıl süreyle üç Ermeni satın almıştı.Fabrikanın ürettiği kâğıtlar, önce bütün ülkeye, daha sonra Karadeniz ülkelerine, Tuna’ya, Trabzon yoluyla İran’a dek gönderilmeye başlandı.

İzmir’den görüntü

XIX. yy’da İzmir ve çevresindeki un değirmenlerinin tümü su enerjisi ile çalışıyor, kurak mevsimlerde su sıkıntısı çekildiğinden yeterli miktarda un üretilemiyordu.Bu nedenle İzmir Kenti’nin her yıl toplam un tüketiminin % 25’i dışarıdan sağlanıyordu.Bu durum İzmir çevresindeki öbür yerleşim birimleri için de geçerliydi. Dolayısıyla, buhar gücüyle çalışan un değirmenleri kurmak ve yerel olarak üretilen buğdayı öğütmek kazançlı bir girişimdi.izmirde ilk un değirmeni 1850’de açıldı.Toplam 30.000 sterlin sermaye ile kurulan şirket, İngiltere’den buhar makineleri ve değirmen taşları getirterek kent yakınlarında bir fabrika yaptırttı.

İzmir – Konak Pıer (Eski Gümrük)

XIX.yy’da İzmir Sancağı’ndaki yağ fabrikalarının üretimi de önemli bir yer tutmaktaydı.Bu fabrikaların önde gelenlerinden Samolda Pamukyağı Fabrikasını İngilizler kurmuş, ama 1910’da bir Rum şirketine satmışlardı.

XIX.yy’da İzmir Sancağı’nda çok sayıdaki makarna fabrikasında yılda ortalama 400  ton makarna üretiliyordu.Bölgede tüketilen tüm sabunu, İzmir’deki 4 sabun işliği üretmekteydi.İzmir’de XIX.yy sonunda, toplam 6 sepi işliği vardı; bu işliklerde yılda ortalama 12.000 ayakkabı köselesi yapılmaktaydı.

Kadifekale

XIX.yy’da yünlü kumaşa olan istemin artması üzerine, başka bölgelerde olduğu gibi, İzmir’de de yabancı ve yerli bazı girişimciler yünlü fabrikaları kurdular.Bunlar arasında İzmirli 5 İngiliz tüccarın 1910’da kurduğu Osmanlı Kumaş Şirketi (Otoman Cloth Co.Ltd.) önemliydi.

1880’lerin ortalarında İzmir’de Avrupa’dan hemen getirtilmesi olanağı olmayan yedek parçaların yapımına yönelik 16 kuruluş vardı.Bunlardan 6’sı İngilizlerindi.İzmir’de bu tür kuruluşların en eskisi G.J. Papps ve Ortakları Şirketi idi. Bu şirket, makine parçaları üretmesinin yanı sıra, birçok Avrupa şirketinin İzmir temsilciliğini de üstlenmişti.

Kemer Köprüsü – Kadifekale

Kemeraltı Çarşısının geçen yüzyıllarda başlangıcını oluşturan Anafartalar Caddesi, Mezarlıkbaşı semtinden itibaren deniz cephesini içine alan bir kavis çizerek konak alanına ulaşır.Sözü edelin bu kavisin olaşmasındaki neden, caddenin geçen yüzyıllardaki iç limanın etrafında yer almış olmasından kaynaklanmaktadır.Liman ağzına doğru doldukça yeni yerleşim ve ticaret sahaları açılmış ve buraları yeni binalarla değerlendirilmiştir.

İzmir’in Anadolu ile bağlantısı bugünkü Anafartalar Caddesinin, Tilkilik üzerinden Basmane’ye uzanan bölümü ve oradan da demiryolunu izleyerek Kemer Köprüsü üzerinden sağlanıyordu.Yükler liman kıyısındaki hanlara boşaltılır, mallar buradan da gemilerle Avrupa’ya gönderilirdi.1750’lerden sonra giderek dolan liman, 1765’de iyice sığlaşmış ve yeni dolan arazi talebini karşılamak gerekçesi ile de tümüyle doldurmaya başlanmıştır.Zaten bataklık haline gelen iç liman, 1873’de liman kalesinin yıkılması ve molozlarının buraya dökülmesi ile tümüyle dolmuş ve ticari iskana açılmıştır.Bugünkü “Kemeraltı Çarşısı”, doldurulan bu alan üzerine sonradan inşa edilmiştir.

Melez Çayı ve develer

1592 yılında kale kapısı önüne Hisar Camii inşa edilmiştir.1650-1670 yılları arasında limanın bir bölümü doldurularak bir çarşı kurulmuş, 1744 yılında da Kızlarağası Hanı inşa edilmiştir.Daha sonraları Hisar’ın iç limanının ön tarafı doldurulmak suretiyle rıhtım inşa edilmiş ve sahile bugünkü şekli verilmiştir.

19 yy ortalarına kadar Körfeze gelen gemiler İzmir kıyılarına yanaşamaz, açıkta demirler, yükleme, boşaltma, yolcu indirme ve bindirme işleri mavnalar ve kayıklarla yapılırdı.Aydın demiryolunun inşasına başlandığı yıllarda görüldü ki İzmir’de bir limana ihtiyaç var.1867 yılında Aydın demiryolunun açılışı ile rıhtıma olan ihtiyaç daha çok hissedildi.Bu nedenle 1867 yılında Konak ile Alsancak arasındaki rıhtımın yapımı sonuçlandırıldı.Böylece İzmir Körfezine gelen gemiler rıhtıma yanaşarak yük ve yolcu taşıma işlerini yapmaya başladılar.Sonuçta Konak – Alsancak arasında yapılan rıhtımdı.İzmir’de artan deniz ticareti, buraya bir liman yapılması ihtiyacını doğurdu ve bugünkü yerine yeni bir liman yapılarak, eski rıhtım işlevini sona erdirmiştir.

Ve Kordon… İzmir’in en önemli bölümlerinden biri olan Kordon Napoli taşlarıyla döşeli bir rıhtımdı.Rıhtımın Konak’tan başlayarak Pasaport’a uzanan ve devam eden bölümü büyük işyerleri ticarethaneler, oteller, lokantalar, acenteler ile doluydu.Burada her batılı ülke, yaldızlanıp süslenmiş bayrak direklerinin uzunluklarıyla bile birbirleriyle yarışıyor ve kendi bayraklarını dalgalandırırdı.Bu mahallede konuşulan diller Fransızca, İngilizce ve Hollanda dilleriydi.

Kordonun bir parçası olan günümüzdeki Pasaport İskelesi ise örneklerine Cumhuriyet’in ilk yıllarında rastladığımız, Osmanlı ve Selçuk mimarlığından esinlenen I. Milli Mimari stilindedir.Bu yapının, halen iskelenin cadde üzerindeki kanadında yer alan Kantar Polis Karakolu göz önünde bulundurulacak olursa, Halil Rıfat Paşa’nın yaptırdığı Karakolun Kantar Dairesi olması gerekmektedir.

 

Hakkında Alper Aktaş

‘’ Danışmanınız olarak ben; gayrimenkul işiyle ilgili olarak tüm ihtiyaçlarınızda zamanınızı boşa harcamadan hayallerinize ve arzularınıza kolayca ulaşmanız için size özel hizmet sunarım.Hayat tarzınıza en uygun gayrimenkul çözümlerinizi uzmanlığım sayesinde birlikte tasarlayabiliriz.’’ Alper Aktaş,1979 yılında İzmir Karşıyaka’da doğdu.2000 yılında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu.2000 ve 2016 yılları arasında hizmet sektöründe faaliyet gösteren ulusal markalarda Satış Yöneticiliği görevlerini yürüttü. 2016 yılında gayrimenkul sektöründe girişimci olarak hizmet vermeye başlayan Alper Aktaş gayrimenkul sektörüne ‘‘Gayrimenkul değil,hayat tarzı satıyoruz’’ sloganı ile değer katmak hedefindedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir